2-Ebeveyne Yabancılaştırıcı Davranışlar: Uzun Süren Çekişmeli Velayet Davalarının Doğal ve Kaçınılmaz Sonucu

Ebeveyne Yabancılaştırıcı Davranışlar: Uzun Süren Çekişmeli Velayet Davalarının Doğal ve Kaçınılmaz Sonucu

Abbas TÜRNÜKLÜ

Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü, Uygulamalı Psikoloji Anabilim Dalı, Buca İzmir

Evlilikler kadar, boşanmalar da toplumsal yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir parçasıdır. Evlenirken, aşkla, keyifle, neşeyle, umutla başlanan ilişkiler; dağılma, çözülme ve boşanma sürecine girdiğinde, genellikle olumsuz ve yıkıcı etkileşimler, umutsuzluk, hayal kırıklığı, tehdit, öfke, sözlü, psikolojik ya da fiziksel saldırganlık gibi olumsuz ve çarpık düşünceler, duygular ve davranışlarla harmanlanarak yönelim göstermektedir.

Hukuki olarak başlanan evlilik süreci, hukuki olarak da sonlanmak durumundadır. Ancak boşanmalar, evlilikler kadar olumlu düşünce, duygu ve davranışlar ile gerçekleşmemektedir. Özellikle mahkemelerde, uzun süren çekişmeli davaların sonunda gerçekleşen boşanmalar hem eşlerin hem de çocukların düşünce, duygu ve davranış süreçlerini çarpıtmakta, bozmakta, yaralamakta ve incitmektedir. Evliliklerde çocuklar var ise, sadece eşler arası karı-kocalık ilişkisi sona ermektedir. Ebeveynlik rolleri ve kimlikleri ise sona ermemekte ve devam etmektedir. Dolayısıyla boşanan bireylerin, müşterek çocukları üzerinden birer anne ve baba olarak ilişkileri, teması ve etkileşimleri sürmektedir. Ancak, müşterek çocuklar üzerinden sürdürülen etkileşimler, yıkıcı ve rekabetçi bir boşanma sürecinin doğal ve kaçınılmaz etkisi nedeniyle olumsuz, kırıcı ve tarafları yoran bir seyir izlemektedir. Müşterek çocuklar yıllarca ebeveynlerinin bu olumsuz ve yıkıcı söylemlerinin ve etkileşimlerinin gölgesinde büyümek ve gelişmek durumunda kalmaktadır. Doğal olarak bu süreç en çok çocukların psikolojik sağlığını, uyumunu, iyi oluşunu ve okul başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. 

Boşanmaların gerçekleştirilme şekline bağlı olarak, boşanma sonrası, ebeveynlerin birbirleriyle olan ilişkileri de belirlenmektedir. Mahkeme kapılarında uzun süren velayet davaları üzerinden gerçekleşen rekabet, suçlama ve mücadele, eşleri yormakta, duygusal ve düşünsel olarak tüketmekte, birbirlerinden uzaklaştırmakta, birbirlerine ilişkin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını olumsuz, yıkıcı ve saldırgan yönde dönüştürmektedir. Dolayısıyla boşanma sonrası ebeveynler arası sağlıklı ve yapıcı bir temas, etkileşim ve ilişki kurulması ve müşterek çocuklarının büyüme sürecinde sorun çözme müzakerelerinin yapıcı ve barışçıl bir şekilde gerçekleştirilmesi genellikle mümkün olmamaktadır.

Aile içi anlaşmazlıkların sıkça yaşandığı evlilikler ve boşanma sürecinde, ebeveynler birbirlerine karşı sürekli bir kin, nefret, düşmanlık ve öç alma duyguları ve davranışları sergilerler. Müşterek çocuklar, sıklıkla bu anlaşmazlıkların içine çekilir ve ebeveynler arası düşmanlıkların trajik kurbanları olurlar. Çoğu zaman ebeveynlerin savaş alanı ve savaşın ganimeti, artan ebeveynlik zamanı ile ortak çocukların algılarının, duygularının ve davranışlarının yönetimi olmaktadır. Zaman içinde, “müşterek çocuklar”, ebeveynler arası çatışmaların ve anlaşmazlıkların gerçek kurbanları olmakta ve ciddi depresyon, saldırganlık, sosyal geri çekilme ve diğer psikolojik sorunlara ilişkin belirtiler gösterebilmektedir (Darnall, 2008).

TÜİK (2023) istatistiklerine göre 2022 yılında “180.954” çift boşanmıştır. Bu süreçte “180.592” çocuk velayete verilmiştir. Velayetin “%75.7’si” anneye, “%24’3’ü” babaya verilmiştir. 2022 yılında boşanma davaları sonucu, neredeyse yarım milyondan fazla insan doğrudan, yarım milyondan fazla insan ise, kök aile üyeleri üzerinden dolaylı olarak etkilenmiştir. Boşanma süreci çekişmeli, rekabetçi ve suçlamalarla gerçekleştiğinde velayeti alan ebeveynler, müşterek çocuklarını, eski eşleri ile olan olumsuz ilişkilerinin ve etkileşimlerinin gölgesinde büyütmektedirler.

Birçok kişi, boşanma sonrası, eski eşlerine ilişkin öfkesini, kinini, olumsuz düşüncelerini, duygularını ve yıkıcı söylem ve davranışlarını sürdürmektedir. Ancak boşanmış kişilerin birbirleri ile doğrudan olumsuz ve yıkıcı temasa ve etkileşime girmesi hem riskli hem de hukuki sonuçları bulunmaktadır. Bu nedenle boşanmış kişiler, diğer bir ifade ile ebeveynler, birbirlerine ilişkin olumsuz düşüncelerini, tutumlarını, duygularını ve davranışlarını, “müşterek çocukları” üzerinden, onları “araçsallaştırarak” sürdürmektedirler. Ebeveynler, sıklıkla eski eşlerine ilişkin çatışmalarını, olumsuz tutumlarını ve tavırlarını müşterek çocuklarına aktarmaktadırlar. Bernet (2020a) bu süreci “ebeveyne yabancılaşma” süreci olarak tanımlamaktadır. Ebeveynlerden birisinin, “diğer ebeveyn hakkında” sahip olduğu yanlış ve çarpık düşünceleri ve olumsuz duyguları doğrultusunda, “müşterek çocuklarını”, diğer ebeveyne karşı ve onun aleyhine olacak şekilde etkileyerek ve manipüle ederek yönlendirmesi “ebeveyne yabancılaştırma” olarak görülmektedir. Ebeveynlerden birisin, müşterek çocuğun diğer ebeveyni ile olan “sıcak, yakın ve olumlu ilişkisini” bozmak, sabote etmek ya da yok etmek için gösterdiği davranışlar, “ebeveyne yabancılaştıran davranışlar” olarak ifade edilmektedir (Varnado, 2011). Sıklıkla müşterek çocuğu etkileyen kişiler, velayeti almış olan ebeveynler olabilmektedir; ancak seyrekte olsa, diğer ebeveyn de çocuğu etkileyebilmektedir. Ebeveyne yabancılaştırma süreci, Şekil 1 de gösterilmektedir. Şekilde görüldüğü gibi, birbirleriyle çatışma ve anlaşmazlık yaşayan ebeveynlerden birisi (tercih edilen, yabancılaştıran), müşterek çocuklarına, anlaşmazlık yaşadığı diğer ebeveyni  (reddedilen, yabancılaştırılan, hedef ebeveyn) aşağılayarak, kötüleyerek, çocuklarını programlamakta (beyin yıkama) ve etkilemektedir (Gardner, 2002; Bernet, 2020a).

Şekil 1. Ebeveyne yabancılaşma.

Şekil 1’de görüldüğü gibi, yabancılaştıran ebeveyn ile reddedilen, hedef ebeveyn arasında sıklıkla çatışmalar ve anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Özellikle boşanma sonrası, velayeti alan ebeveyn, diğer ebeveyn ile olan anlaşmazlıklarını, çatışmalarını ve bitmemiş hesaplarını “müşterek çocukları” üzerinden görmeyi tercih etmektedir. Hukuken boşanan çiftler, birbirlerini doğrudan etkileyemedikleri için olumsuz tutumlarını, davranışlarını ve tavırlarını, yegâne ortaklıkları olan “müşterek çocuklarını” etkileyerek gerçekleştirmektedirler. Bunun için genellikle velayeti alan ebeveyn, çocukları ile samimi, sargın, sık ve nitelikli temas, etkileşim, ilişki, dostluk ve dayanışma geliştirmektedir. Dolayısıyla, müşterek çocuk ve ebeveyn arasında mükemmel bir uyum ve ahenk gerçekleşir. Daha sonra genellikle “velayeti alan ebeveyn”, müşterek çocukları ile “diğer ebeveyn” arasındaki “olumlu ilişkiyi” bozmak ve aralarında “önyargı” geliştirmek için çaba sarf eder. Yabancılaştıran ebeveyn, diğer ebeveyni üzmek, reddetmek, ayrıştırmak, dışlamak ve onu müşterek çocuklarından uzaklaştırmak için değişik strateji ve taktikler geliştirerek, çocuklarını, hedef ebeveyne karşı doğrudan ve dolaylı, açık ya da örtük etkilemeye ve ondan uzaklaştırmaya çalışır. Zaman içinde bu çaba, sadece velayeti alan ebeveyn ile sınırlı kalmaz, temas halindeki yakın akrabalar ve arkadaşları da kapsayacak şekilde genişler. Böylece ritüel halinde, reddedilen ebeveyne karşı, olumsuz, yıkıcı, hakarete varan tutumlar, düşünceler, görüşler ve duygular tek tek ya da birlikte senkronize olarak çocuğun yanında ifade edilmeye başlanır. Tüm bu süreç, çocuğun etkileneceği bir sarmal süreç haline getirilir. Bernet, Baker ve Adkins (2022) ebeveynin yabancılaşmasına yönelik tekrar eden bu sarmal sürecin, doğal ve kaçınılmaz olarak, çocuğun diğer ebeveyni ile “geçmişte olumlu ve yapıcı ilişkileri” olmasına rağmen, “meşru bir neden ve gerekçe olmaksızın”, onu reddetmesine ve ondan uzaklaşmasına yol açacağını belirtmektedirler. Süreç, çocuğun bizzat kendisinin de iradi olarak, olumsuz düşünce, duygu ve davranış geliştirmesine ve bunları sahiplenerek ve sorumluluk alarak doğrudan ifade etmesine kadar gider.

Ebeveyne yabancılaşmanın en önemli psikososyal nedeni, ebeveynlerin birbirlerinden hoşlanmamaları ve aralarında çatışma yaşamalarıdır. Bu ebeveynler arası anlaşmazlıklar ve çatışmalar, boşanma sonrası, kaçınılmaz olarak ebeveynlerden birisinin, müşterek çocuklarını, diğer ebeveynden korkması ve ondan uzaklaşması konusunda beyin yıkamaya ya da programlanmaya maruz bırakmasına yol açmaktadır. Yabancılaştıran ebeveynin faaliyetleri ve tutumları, “yabancılaştıran davranışlar” olarak ifade edilmektedir (Bernet, 2020b). Ebeveynlerinden birisine yabancılaşmış çocuklar, diğer çocuklardan, ayrılma ya da boşanma sonrasında, bir ebeveyni ile temas etmeye ve iletişime geçmeye “dirençli olma ya da reddetme” özellikleriyle farklılaşmaktadırlar. Şiddetli evlilik anlaşmazlıkları, küçük düşürücü ayrılıklar, ebeveynlerin kişilik özellikleri ve davranışları, uzayan velayet davaları ve dava sürecinin ve boşanmanın kötü yönetimi, çocuklardaki yabancılaşmayı etkileyen temel faktörlerdir (Kelly ve Johnston, 2001).

Ebeveyne yabancılaştıran davranışlar, çocuğun, “yabancılaştırılan, hedef ebeveyni” ile olan olumlu ilişkisini, reddetmesine katkıda bulunan, “yabancılaştıran ebeveynin” faaliyetlerini ve davranışlarını ifade eder. En sık karşılaşılan “yabancılaştıran davranışlar” olarak şunlar sayılabilir: çocuğun diğer ebeveynini ısrarla kötülemek ve aşağılamak; çocuğun diğer ebeveyni ile geçirdiği zamanı sınırlamak; diğer ebeveynin tehlikeli olduğuna yönelik olarak çocuğa telkinlerde ve tavsiyelerde bulunmak (Bernet, 2020a). Ebeveyne yabancılaştıran davranışlar, çocuğun reddedilen ebeveyn ile olan ilişkisini bozan ya da baltalayan ebeveyn davranışlarını işaret eder   (Bernet, 2020b).

Boşanma sonrası, genellikle velayeti alan ebeveynin gösterdiği yabancılaştırıcı davranışların amacı velayeti almayan diğer (hedef) ebeveyne ve o ebeveynin ortak çocukla olan ilişkisine zarar vermektir (Harman, Kruk ve Hines, 2018). Bu süreçte, çocuklar, sıklıkla yabancılaştırıcı ebeveyn tarafından, yabancılaştırılan hedef ebeveyne karşı “araç” olarak kullanılmaktadır (Warshak, 2013; aktaran Harman, Kruk ve Hines, 2018). Dolayısıyla çocuklar süreçten doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görerek çıkarlar. Bu nedenle ebeveyne yabancılaştırıcı davranışların kişilerarası saldırganlığın, hem düşmanca hem de “araçsal” bir biçimi olduğu söylenebilir (Harman, Kruk ve  Hines, 2018).

Yabancılaştıran ebeveynin amacı, müşterek çocuğu, reddedilen, hedef ebeveynin aleyhine çevirmek ve o ebeveyni dışlamak için temalar ve konular geliştirmektir. Yabancılaştıran ebeveyn, müşterek çocuklarını, diğer ebeveynin aleyhine etkilemek ve programlamak için teknikler tasarlar ve uygular. Ancak, yabancılaştıran ebeveyn, müşterek çocuklarında ve çocuklarının diğer ebeveyninde, neden olduğu hasara ilişkin sınırlı bir iç görüye ve empatiye sahiptir. Genellikle istenmeyen, hedef ebeveyni elemine etmeye ve dışlamaya ilişkin motivasyonel bir hedefe sahiptir. Ebeveyne yabancılaştırma sürecinde verilen zarar sadece müşterek çocuğa ve hedef ebeveyne yönelik değildir. Genellikle, kendi kendini baltalayıcı ve bazı durumlarda kendine zarar verici de olabilmektedir (Waldron ve Joanis, 1996).

Ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar, yabancılaştırıcı ebeveynin, ortak çocuğun, diğer ebeveyni ile temas etmeyi ve ilişki kurmayı haksız ve gerekçesiz bir şekilde reddetmesine, katkıda bulunan davranışları işaret eder (Bernet, Baker ve Adkins, 2022). Boşanma sürecinde ya da sonrasında, kişilerin birbirlerine karşı, ortak çocuklarını yabancılaştırmak için gösterdikleri “ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar”, literatürde farklı araştırmacılar tarafından incelenmiştir (Baker ve Darnall, 2006; Baker ve Chambers, 2011; Harman, Biringen, Ratajack, Outland & Kraus, 2016). Alan yazında geçen ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar Tablo 1’de verilmiştir.    

Tablo 1. Ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar.

Diğer ebeveyn ile iletişimi engellemeye yönelik davranışlar1. Diğer ebeveyn ile iletişimi sınırlandırmak ya da zorlaştırmak,
2. Müşterek çocuğun diğer ebeveyni ziyaretlerini sınırlandırmak,
3. Diğer ebeveynin mesajlarını gizlemek ya da engellemek
4. Müşterek çocuğun diğer ebeveyn ile e-posta ya da telefon ile iletişimini sınırlamak, engellemek,
5. Diğer ebeveyn tarafından çocuğa gönderilen mektupları yok etmek, e-postaları veya telefon mesajlarını silmek.
6. Diğer ebeveynden çocuğa yönelik aramaları veya mesajları dinlemek,
7. Çocuğun, diğer ebeveynin geniş ailesiyle doğrudan ya da dolaylı temasını ve etkileşimini sınırlamak (örneğin, telefon görüşmeleri),
8. Çocuk ve diğer ebeveyn arasındaki ziyaret zamanını ya da veya özel zamanları sınırlamak,
9. Diğer ebeveynin, çocukla geçirdiği süre boyunca, çocuğu günde 2 defadan fazla aramak, mesaj göndermek ya da ziyaret etmek,
10. Çocuğun okulu, sağlık durumu veya aktivite bilgileri hakkında diğer ebeveyne, bilgi vermemek,
Diğer ebeveyn ile ilişkiyi bozmaya yönelik davranışlar11. Diğer ebeveyni ziyaret ettikten ya da onunla vakit geçirdikten sonra çocuğu sorgulamak,
12. Çocuktan casusluk yapması istemek,
13. Çocuktan sır saklamasını istemek,
14. Diğer ebeveynin çocukla geçirdiği süre boyunca (çocuğun hoşuna gidecek) eğlenceli aktiviteler düzenlemek,
15. Çocuğun diğer ebeveynini ziyaret edip etmeyeceğini, seçmesine izin vermek,
16. Diğer ebeveyne yönelik olumsuz yorumlar yapmak, kötülemek ya da yerden yere vurmak,
17. Çocuğun önünde diğer ebeveyni küçümsemek,
18. Diğer ebeveynin işini, hobilerini veya değerlerini küçümsemek,
19. Çocuğun önünde diğer ebeveyni aşağılamak,
20. Diğer ebeveynin, müşterek çocuğa vermiş olduğu hediyeleri, atmak ya da saklamak,
21. Çocuğa, diğer ebeveynin, onu sevmediğini söylemek,
22. Çocuğu, diğer ebeveyni reddetmeye zorlamak,
23. Çocuğu, diğer ebeveyni umursamamaya teşvik etmek,
24. Diğer ebeveynin, çocuk üzerindeki otoritesini baltalamak,
25. Diğer ebeveyn hakkındaki rahatsızlığı çocuğa yansıtmak,
26. Çocuk diğer ebeveynine sevgi gösterdiğinde, onu üzmek,
27. Çocuğa, ebeveynler arasında seçim yaptırmak,
28. Müşterek çocukta, hedef ebeveynin tehlikeli veya hasta olduğuna yönelik izlenim oluşturmak, onun yanında güvende olmadığını söylemek,
29. Diğer ebeveyne, ilk adıyla hitap etmek,
30. Diğer ebeveynin yeni ailesini, akrabalarını kötülemek ve onlarla birlikte olmalarını zorlaştırmak,
31. Diğer ebeveyne karşı beslenen öfke ya da incinme duygularını körüklemek,
32. Çocuğun diğer ebeveyn ile ilişkisini en aza indirmek ya da bozmak için “geçmişi” yeniden yazmak, yapılandırmak ya da çerçevelendirmek,
33. Çocuk diğer ebeveyn hakkında olumlu olduğunda, sevgiyi geri çekme ya da onaylamama ifadelerinde bulunmak,
34. Diğer ebeveyni ile olan ilişkisinden dolayı çocuğa kendini suçlu ya da kötü hissettirmek,
35. Diğer ebeveynini reddetmeye, çocuğu zorlamak ya da bir etkinlikte (örn. bir spor etkinliğinde) çocuğa diğer ebeveyne yaklaşmaması gerektiğini işaret etmek,
36. Çocuğu kendisine sadık olmaya zorlamak,
37. Diğer ebeveynin, çocuğu reddediyormuş gibi görünmesini sağlamak,
38. Çocuk ve diğer ebeveyn arasında anlaşmazlık yaratmak,
39. Çocuğu diğer ebeveynini reddettiği için ödüllendirmek ya da seçtiği için cezalandırmak,
40. Çocuğun duyabileceği bir mesafede, diğer ebeveyn hakkında (örneğin telefon) olumsuz konuşmak,
Diğer41. Çocuğun yeni eşe ya da başka birisine “baba” ya da “anne” demesini sağlamak.
42. Çocuktan sadece kendisine güvenmesini istemek,
43. Çocuğun ismini değiştirmek,
44. Diğer ebeveynin adının anılmasını sınırlandırmak,
45. Diğer ebeveynin fotoğraflarının görülmesini engellemek ya da sınırlandırmak,
46. Tüm aile üyelerinin, çocuğa, diğer ebeveynden bahsetmelerini sınırlandırmak,
47. Çocuktan kendisini kayırmasını istemek,
48. Çocuğu, bir ebeveynine bağımlı hale getirmek ya da çocuğa karşı özellikle aşırı korumacı olmak,
49. Çocuğa ilişki veya evlilik sorunları hakkında güvenmek,
50. Diğer ebeveyni yetkililere (örneğin, polise) kötülemek,
51. Diğer ebeveyni, çocuğun arkadaşlarına, öğretmenlerine ve doktoruna kötülemek.
52. Çocuğun, psikolojik danışmanlık ya da sosyal hizmetlerden destek almasına müdahale etmek ya da engellemek,
53. Çocuğun okulundan, çocuğun diğer ebeveynle temasını sınırlamalarını istemek,
54. Çocuğun, ebeveynlerinin evleri arasında, eşya getirip götürmesine izin vermemek,
55. Diğer ebeveynin, çocuğun/çocukların etkinliklerine (örn. okul konserleri) katılmasını engellemek,

Tablo 1’de görüldüğü gibi “ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar”, bir ebeveynin, müşterek çocuğun, diğer ebeveyni ile olan ilişkisini bozma ya da çocuğu diğer ebeveyninden uzaklaştırma niyeti olan davranışlar olarak ifade edilebilir (Harman, Biringen, Ratajack, Outland & Kraus, 2016). Bu bağlamda “ebeveyne yabancılaşma”, bir çocuğun, kendisini yabancılaştıran (tercih edilen) bir ebeveyni ile güçlü bir şekilde ilişki, ittifak ve koalisyon kurarak; ve bu ebeveyninin doğrudan ya da dolaylı yukarıda da yer verilen yabancılaştırıcı davranışlarına maruz kalarak; diğer ebeveyni (yabancılaştırılan/hedef) ile meşru bir gerekçe olmaksızın ilişkiyi reddettiği, psikolojik bir durumu ifade etmektedir (Lorandos ve diğerleri, 2013; aktaran Harman, Bernet & Harman, 2019).

Dolayısıyla “Ebeveyne yabancılaşma” (parental alienation) ile “ebeveyni yabancılaştıran davranışları” (parental alienating behaviors) birbirinden ayrılmalıdır. Ebeveyne yabancılaşma, “yabancılaşmış çocuğun” gösterdiği davranışları işaret etmektedir. Ebeveynin “yabancılaştıran davranışları” ise, çocuğun, yabancılaştırılan ebeveyni reddetmesine katkıda bulunan, “yabancılaştıran ebeveynin” davranışlarına ve faaliyetlerine atıfta bulunur. Dolayısıyla “yabancılaştıran ebeveyn”, müşterek çocuğa, diğer ebeveyni, dışlamasını, ondan korkmasını telkin eden ve onu etkileyen ebeveyndir. Buna karşın, “yabancılaştırılan ebeveyn” ise, çocuğun, ziyaret etmeyi ya da iletişim kurmayı reddettiği ebeveyndir (Bernet ve Greenhill, 2022).

Bir ebeveynine yabancılaşmış çocuklar, tercih ettikleri ebeveyninin, reddedilen hedef ebeveyn hakkındaki şikâyetlerini ve rahatsızlıklarını yineleyerek, ona iyilik yapmayı öğrenirler. Çocuklar, reddedilen-hedef ebeveyn hakkında sevgi belirtisi gösterir ve onunla bağ kurar ise, tercih ettiği ebeveyninin bundan rahatsız olacağını öğrenirler. Çoğu yabancılaşmış çocuk, reddedilen ebeveynine, sevgi ve şefkat ile “anne ve baba” gibi sözcükler ile hitap etmeyi bırakmaktadır. Bunun yerine, reddedilen ebeveyninin, adıyla atıfta bulunurlar. Çoğu yabancılaşmış çocuk, reddedilen ebeveynine yönelik olarak, tercih ettiği ebeveyninin aşağılayıcı tabirlerini ve ifadelerini kullanır. Ebeveynlerine yabancılaşmış çocuklar, tercih ettikleri ebeveynlerinin sözlerini, söylemlerini ve ifadelerini kullanmalarına karşın; söyledikleri şikâyetlerin ve yakınmaların bizatihi kendi görüşleri olduğunu belirtirler ve vurgularlar. Tercih ettikleri ebeveynlerinin tutumlarından etkilenmediklerini ve onun etkisinden bağımsız olarak hareket ettiklerini, ondan etkilenmediklerini, kendi söylemlerini kendilerinin ürettiğini ifade ederler (Warshak, 2015).

Reddedilen, hedef ebeveyne karşı, müşterek çocuğu etkilemeye, manipüle etmeye yönelik “ebeveyne yabancılaştırıcı davranışların” gösterilmesi, programlama ya da beyin yıkama süreci olarak adlandırılmaktadır. Buradaki programlama da aynen bilgisayarlarda kullanılan programlama gibi, müşterek çocuğun, boşanma sonrası “hedef ebeveynin aleyhine” programlanmasını ya da beyin yıkama sürecini tanımlamak için kullanılan bir metafor olduğu söylenebilir. Bu süreç boşanma sonrasında, çocuğun, birlikte kaldığı ebeveyni tarafından, belirli tutumlara ve davranışlara ilişkin olarak etkilenmesi sağlanarak; çocuğun kendisini etkileyen ebeveyninin iradesine uygun olarak davranış göstermesini işaret eder. Programlanmış ya da beyni yıkanmış çocuğun, ifadeleri ve söylemleri, ezbercidir ve ritmik, ödünç ifadeler şeklindedir. Programlama, genel anlamda, çocuğun daha önce inandığı ve sevdiği reddedilen/yabancılaşmış ebeveynle deneyimlediği “olumlu duygu, düşünce ve davranışlarla” çelişebilecek ve farklılaşabilecek bilgilerin impilantasyonu anlamına gelir (Gardner, 2002). Boşanma sonrası ebeveynlerden birisinin, müşterek çocuklarının yanında diğer ebeveyne yönelik olumsuz ve yıkıcı davranışları yabancılaştırıcıdır. Ancak burada çocuğun davranışları kritiktir. Hedef ebeveyne karşı yabancılaştırıcı davranışları, “çocuk göstermeye” başladığında ise “ebeveyne yabancılaşma” olgusu, “Ebeveyne Yabancılaşma Sendromuna” dönüşmektedir (Darnall, 2008).

“Ebeveyne Yabancılaşma Sendromunda (EYS)” çocuğun, yalnızca bir ebeveyni (yabancılaştıran) tarafından, diğer ebeveynini (hedef ebeveyn) aşağılamak ve kötülemek için programladığını (beyin yıkama) görmeyiz; aynı zamanda, yabancılaştıran ebeveynin, hedef ebeveyne karşı karalama kampanyasını desteklemek için çocuğun da doğrudan desteğini ve katkılarını görürüz. Sürece çocuğun da doğrudan katkısı ve desteği ve iradesi nedeniyle, beyin yıkama, programlama gibi kavramlar yeterli olamamaktadır. Hedef ebeveynin yabancılaşmasına yönelik hem yabancılaştıran ebeveynin hem de çocuğun ortak katkısı ve iradesi nedeniyle, “ebeveyne yabancılaşma sendromu (EYS)” terimi kullanılmaktadır (Gardner, 2002).  

“Ebeveyne yabancılaştırma sendorumunda” yabancılaştıran ebeveyn, müşterek çocuklarını, onun diğer ebeveyniyle (yabancılaştırılan/reddedilen) önceden yaşadığı olumlu deneyimleri ile doğrudan çelişen fikir ve tutumlar ile programlar ve etkiler. İlaveten, ebeveyne yabancılaşma sendromu yaşayan çocuk, sıklıkla yabancılaştıran ebeveynin, hedef ebeveyni aşağılama ve kötüleme kampanyasıyla uyumlu olarak, kendi senaryolarını da ekleyerek katkıda bulunur. Çocuğun hedef ebeveyne yönelik aşağılama ve kötüleme katkıları, yabancılaştıran ebeveyni tarafından memnuniyetle karşılanır ve pekiştirilir. Bu durum çocuğun daha fazla katkı yapmasıyla sonuçlanır (Gardner, 2002). Bu süreç olumlu geri bildirim döngüsü olarak da adlandırılır (Schuman, 1986; aktaran Gardner, 2002).

Yabancılaştıran ebeveynin motivasyonu aileden aileye değişebilmektedir. Bazılarında, hissedilen adaletsizlik ve reddedilme duyguları nedeniyle ortaya çıkan intikam alma isteği baskın olurken; bazılarında ise çocukları kaybetme ya da terkedilme korkusu itici güç olabilmektedir. Bazı boşanmalarda güvensizlik o kadar yüksektir ki geçmişte hedef ebeveynin istismar, taciz ya da ihanet öyküsü varsa yabancılaştıran ebeveyn, hedef ebeveyn hakkında en kötüsüne inanacaktır (Waldron ve Joanis, 1996). Ebeveyni yabancılaştırıcı davranışların bir tür “aile içi şiddet” olduğu konusunda uzlaşma söz konusudur. Ebeveyne yabancılaşma sadece bir ebeveynin diğer ebeveyne karşı bireysel eylemlerinden kaynaklanmaz, ayrıca toplumsal ve yasal politikalar da kaynaklık etmektedir. Örneğin ebeveyne yabancılaşma, bir ebeveynin velayeti üzerine alarak, müşterek çocuğun bakımı ve kontrolü konusunda çok ayrıcalıklı olduğunda gelişmektedir. Yasalar, boşanma sonrası ortak çocuğun velayetini sadece tek bir ebeveyne verip, diğer ebeveyni, çocuğun yaşamından çıkardığında ve velayeti alan ebeveynin evi “temel yaşam yeri” olduğunda, süreç ebeveyne yabancılaşmanın ortaya çıkmasına katkı vermektedir (Harman, Kruk ve Hines, 2018).

Ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar, çocuklar, hedef ebeveyn ve geniş aile için olumsuz sonuçları olan, ciddi bir aile içi şiddet türüdür. Olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olan davranışların çoğu, doğası gereği, dolaylı olduğu için doğrudan davranışlara göre tanımlanmaları güçtür. Dolaylı yabancılaştırıcı davranışların, doğrudan davranışlara göre tercihli kullanımındaki cinsiyet farklılıkları nedeniyle, ebeveyne yabancılaşmanın teşhisinde ve değerlendirilmesinde cinsiyet yanlılığını önlemek için ebeveyne yabancılaştırıcı davranışları değerlendirirken daha dikkatli olunmalıdır (Harman, Lorandos, Biringen ve Grubb, 2020).

Ebeveyne yabancılaşma tek seferlik birbirinden farklı müstakil eylemler nedeniyle oluşmaz. Aksine, belirli bir zaman diliminde “tekrar eden” davranışlar ile oluşur. Ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar, çocuklar ve aileler için ciddi sonuçları olan bir aile içi şiddet biçimi olarak yeniden tanımlanmaktadır. Bir “aile içi şiddet” durumu olarak “ebeveyne yabancılaştırıcı davranışların” zarar verici etkilerini önlemek ve yatıştırmak için etkili psikolojik danışma, psikoterapi, psiko-eğitim ve yasal müdahaleler geliştirilmeli ve etkileri test edilmelidir (Harman, Kruk ve Hines, 2018). 

Ebeveyne Yabancılaştırma Davranışlarının Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Çocukken, “ebeveyne yabancılaşma” sorunu yaşayan yetişkinlerin, madde bağımlılığı, düşük benlik saygısı, suçluluk, depresyon, kendine ve başkalarına güven eksikliği, daha yüksek boşanma oranları ve kendi çocuklarına yabancılaşma sorunları yaşadıklarını görülmüştür (Baker, 2007; aktaran, Paquelet ve Brown, 2022).  Benzer biçimde, Ben-Ami ve Baker (2012)’ın yapmış oldukları araştırmada, çocukluğunda ebeveyne yabancılaşma deneyimi yaşamış olma ile daha düşük öz yeterlilik, daha yüksek majör depresif bozukluk oranları, daha düşük benlik saygısı ve güvensiz bağlanma stilleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla, çocukluğunda ebeveyne yabancılaşma deneyimi yaşamış olmanın, uzun dönemde yetişkin yaşamında bazı psikolojik kırılganlıkların yaşanmasına da yol açabileceği söylenebilir. Yetişkinlerle yapılan bir başka çalışmada da çocukluğunda ebeveyne yabancılaşma sendromu yaşamış yetişkinlerin, yaşamayanlara göre daha yüksek depresyon puanları ve daha düşük sağlık ile ilgili yaşam kalitesi puanları olduğu bulunmuştur (Verrocchio, Marchetti, Carrozzino, Compare ve Fulcheri, 2019).

Benzer şekilde ebeveyne yabancılaşma ile ilgili literatürün 2019 yılına kadar incelediği bir başka değerlendirme çalışmasında, ebeveynlerinin olumsuz müdahalesine ve yabancılaşmaya maruz kalan çocukların, yetişkinliklerinde depresyon ve anksiyete belirtileri, daha yüksek psikopatoloji riski, daha düşük benlik saygısı ve düşük kişisel yeterlilik gösterebilecekleri saptanmıştır. Bunun yanı sıra, bu kişilerin daha yüksek alkol ve uyuşturucu kullanım oranları, ebeveyn ilişkilerinde zorluklar, güvensiz bağlanma, daha düşük yaşam kalitesi, daha yüksek boşanma oranları, kayıp, terk edilmişlik ve suçluluk duyguları yaşamaları olasıdır. Ayrıca kendisi ebeveyne yabancılaşma sorununa maruz kalmış kişilerin, kendi çocuklarına da uygulamaları söz konusudur  (Miralles, Godoy ve Hidalgo, 2023).

Ebeveyne yabancılaşma sürecinde, çocuğun kişilerarası ilişkilerin işleyişine ilişkin algıları ve düşünceleri doğrudan etkilenir. Yabancılaştıran ebeveynin müşterek çocuğu ile, “ebeveyn-çocuk” sınırlarını aşarak, kurduğu iç-içe geçmiş sargın ilişki, çocuğun gelişimini de doğrudan etkiler. Örneğin çocuk sosyal ilişkilerden geri çekilebilir, sosyal durumlarda gerileyebilir ya da diğerleri tarafından olgunlaşmamış olarak görülebilir. Bunlar genellikle, çocuğun erken yetişkinlik döneminde bireyselleşmenin son aşamalarına ulaşana kadar ortaya çıkmaz. Kök ailesinden kopamayan çocuk, ergenlik çağındaki ilişkilerini sürdürmeye çalışır ve yabancılaştıran ebeveyn ile iç içe olmaya devam eder. Çocuk ayrıca ilişkilerde düşmanca ve iğrenç davranışların kabul edilebilir olduğunu, aldatma ve yönlendirmenin ilişkilerin normal bir parçası olduğunu öğrenir (Waldron ve Joanis, 1996).

Ebeveyne yabancılaşma sürecinde, çocukların hissettikleri baskın duygu kayıp duygusudur ancak hemen ortaya çıkmaz. Daha da kötüsü, ebeveyn kaybının, boşanma sonrası uyumun diğer yönleri üzerindeki etkileri yaygındır. Tek bir ebeveyn ile büyütülen ve diğer ebeveyninden uzaklaşan ya da uzaklaştırılan çocukların özellikleri şunlardır (Waldron ve Joanis, 1996):

  • düşük akademik performans;
  • artan psikolojik rahatsızlık ihtimali;
  • düşük benlik saygısı;
  • bilişsel eksiklikler;
  • daha yüksek dürtü kontrol problemleri;
  • okula uyum sorunları;
  • daha yüksek korku ve kaygı (özellikle terk edilmeyle ilgili);
  • gelişimin diğer yönlerine müdahale eden daha fazla bağımlılık;
  • yetersiz cinsiyet rolü özdeşimi; ve
  • kardeş ilişkileri üzerinde de olumsuz etkileri vardır.

Tüm yukarıda yer verilen temalar ve içerikler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bir ebeveynin, müşterek çocuğunu, diğer ebeveyne karşı örgütlemesi, etkilemesi ve yönlendirmesi ile ortaya çıkan “ebeveyne yabancılaşma” durumu, sadece bir ebeveyne karşı önyargı, ayrımcılık, dışlama gibi durumların ortaya çıkmasına sebep olmaz. Öte yandan, esas etki, müşterek çocuğun, süreçten psikolojik sağlığı, iyi oluşu ve sosyal ve duygusal gelişimi açısından doğrudan olumsuz etkilenmesidir. Bu etki sadece çocukluk çağında kalmayacaktır. İlaveten bu çocukların yetişkin yaşamını da doğrudan olumsuz ve yıkıcı bir şekilde etkileyecektir. Bu nedenle ebeveyne yabancılaşma olgusu değerlendirilirken, sadece yabancılaştıran ve yabancılaştırılan ebeveynler açısından değil, esas olarak “müşterek çocuğun” psikolojik sağlığı, iyi oluşu, uyumu ve okul başarısı ile genel anlamda yaşam başarısı ve kalitesi açısından değerlendirmeye gereksinim vardır.

SONUÇ

Ebeveyne yabancılaştırıcı davranışlar, çekişmeli ve uzun süren velayet davalarının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak sıklıkla yaşanmaktadır. Türkiye de son 10 yıllık velayet tercihlerine bakıldığında (TÜİK) ortalama %75 anneye, %25’de babaya verildiği görülmektedir. Ortak velayet Türkiye de seyrek olarak tercih edilen bir durumdur. Tek velayet “kural”, ortak velayet ise “istisna” durumundadır. Velayet konusu sadece hukuki bir konu değildir aynı zamanda psikolojik bir konudur. Velayet konusu, müşterek çocuğun kiminle nerede ve ne kadar süre birlikte yaşayacağını belirlemektedir. Çocuk zamanının büyük bir bölümünü, tek bir ebeveyni ile geçirmeye başladığında, “diğer ebeveyn” çocuğun yaşamından kaçınılmaz olarak uzaklaşmaktadır. Her iki ebeveynin de müşterek çocuğu ile sık ve kaliteli zaman geçirme ve ebeveynlik deneyimi yaşama hakkı vardır. Bu hak, sadece ebeveyn olmaktan gelen bir durum değildir, aynı zamanda çocukların da “hem anneleri hem de babaları” ile birlikte sık ve kaliteli zaman geçirme hakları ve temel gereksinimleri vardır. Çocukların hem psikolojik hem sosyal-duygusal, ahlaki ve bilişsel gelişimleri açısından sağlıklı ve uyumlu büyüyebilmeleri için hem anneleri hem de babaları ile doğrudan, sık ve nitelikli temas etme ve etkileşime girme hakları ve gereksinimleri vardır. Boşanma sonrası “velayet kararları”, müşterek çocukların ebeveynleri ile doğrudan temas sıklıklarını ve miktarını belirleyen ve bir bakım veren olarak çocuklarının yaşamında ne kadar yer alacaklarını belirleyen kararlardır.

Hem annenin hem de babanın, müşterek çocukları için eşit derecede önemli ve gerekli olduğu inancı, gerçeği ve bilgisi, boşanma sonrası yapılan “velayet” düzenlemelerini doğrudan etkilemeye başlamıştır. Bu nedenle boşanma sonrası çocukların hem anneleri hem de babaları ile eşit ya da eşite yakın derece iletişim kurmasının çocukların yararına olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla tek bir ebeveynin sorumluluk aldığı “tek velayet” tercihinden, her iki ebeveyninde birlikte sorumluluk aldığı ve ortak çocuklarıyla ilgili konularda birlikte karar verdiği “ortak fiziksel velayete” yönelik bir dönüşüm de öne çıkmaya başlamıştır (Bastaits ve Pasteels, 2019). Ortak fiziksel velayette öne çıkan oran, çocukların hem annelerinin evinde hem de babalarının evinde, en az üçte bir olacak şekilde değişen oranlarda (%70 / %30) ya da eşit oranda (%50 / %50) vakit geçirmesini işaret eder (Baude, Pearson ve Drapeau, 2016). Benzer şekilde Smyth (2017) müşterek çocukların, ebeveynlerinin boşanmaları ya da ayrılmaları sonrasında, kişisel zamanlarının en az %25-50 sini her bir ebeveyni (annesi ve babası) ile geçirdiği yaklaşımın, özellikle batı toplumlarında yaygınlaştığını ifade etmektedir. Bu yaklaşım literatürde “ortak fiziksel velayet”, “ortak velayet”, “paylaşılan konut”, “yaşanılan konutu değiştirme” ve “ortak ebeveynlik” gibi başlıklar ile incelenmektedir. “Ortak fiziksel velayet” ile “tek fiziksel velayet” arasındaki ayrımı şöyle ifade edilmektedir: Tek fiziksel velayetin olduğu ailelerde, çocuklar, “velayeti almayan” anneleri ya da babaları ile zamanların %30’dan azını geçirirler (Steinbach ve Augustijn, 2022). Buna karşın ortak fiziksel velayetin söz konusu olduğu boşanmalarda ise, çocuklar her iki ebeveyni ile birlikte, zamanlarının %30-50’sini, hem anne hem de babası ile geçirmesi gerektiğini ifade etmektedir (Steinbach ve Augustijn, 2022; Baude, Drapeau, Lachance ve Ivers, 2019).

Harris-Short, (2010) ortak fiziksel velayet düzenlemelerinde “babaların hakları gruplarının” 50/50 ortak fiziksel velayet yaklaşımını ortaya attığını belirtmektedir. Boşanma sonrası, ebeveynlik düzenlemelerinin eşitlik, adalet ve hakkaniyet açısından %50/50’lik ortak fiziksel velayet yaklaşımına yönelik yeniden düzenlenmesi gerektiği işaret edilmektedir. Benzer şekilde Steinbach (2019) ortak fiziksel velayeti, eşlerin ayrıldıktan ya da boşandıktan sonra, ortak çocukların her bir ebeveyn ile en az %25-50 oranında aynı evde birlikte yaşadığı düzenleme olarak açıklamaktadır. Bu yaklaşım boşanma sonrası “velayetin” sıklıkla sadece anneye ya da zaman zaman da babaya verildiği standart velayet yaklaşımındaki değişimi göstermektedir. Kadın ve erkek eşitliğine ilişkin artan tutum değişimi, annelerin işgücüne önemli ölçüde katılımı ve babaların çocuklarının yaşamına aktif olarak dahil olması ve artan toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı, ortak fiziksel velayetin artışındaki temel nedenler olarak görülmektedir. Dolayısıyla velayet kararlarındaki değişim, her iki ebeveynin de çocuğun yaşamına sık ve nitelikli olarak katılımını belirleyeceği için, ebeveynlerden birisinin müşterek çocuk ile ittifak kurarak, diğer ebeveyne karşı, “yabancılaştırıcı davranışları” göstermesini güçleştirecektir hatta engelleyecektir.

Uzun süren çekişmeli ve çatışmalı velayet davaları süresince ve sonucunda, müşterek çocuklar sıklıkla bir ebeveyne verilmektedir. Ebeveynler arasındaki sık ve yoğun çatışmalar, tükenmiş sevgi ve saygı, öfke, kin, intikam duyguları kaçınılmaz olarak ebeveynlerden birisinin müşterek çocukla ittifak ve koalisyon oluşturmasına yol açabilmektedir. Çocukla yakın ve sargın koalisyon oluşturan ebeveyn, ebeveyne yabancılaştırma davranışlarını sık ve nitelikli olarak göstermeye ve müşterek çocuklarını kişisel hedefleri doğrultusunda etkilemeye ve manipüle etmeye başladığında, zaman içinde “çocuk ve diğer ebeveyn” arasındaki ilişki de bozulmaya başlamaktadır. Çocuk ve yanında kalmadığı, diğer ebeveyn arasında, önyargıların oluşmasına, diğer ebeveynin dışlanmasına ve ona karşı olumsuz duygu, düşünce ve davranışların gösterilmesine doğal bağlam oluşabilmektedir. Zaman içinde bu süreç, çocuğun da doğrudan katkısı ve iradesi ile oldukça içinden çıkılmaz bir psikolojik sorun haline gelebilmektedir. Hem bir ebeveyninin yabancılaştırıcı davranışları hem de birlikte yaşadığı ve tercih ettiği ebeveyninden etkilenen çocuğun kendi olumsuz davranışları bir araya geldiğinde, diğer ebeveyn, çocuğun dünyasından tamamen uzaklaşmaya başlamaktadır. Süreçte, dışlanan, hedef ebeveyn, çocuğundan uzaklaşırken, çocukta bir ebeveyninin yakın ve olumlu temasından, etkileşiminden, desteğinden ve bakım verme sürecinden uzaklaşmaktadır. Bu süreçte en çok olumsuz etkilenenler genellikle çocuklar olmaktadır.

Ebeveyne “yabancılaştırıcı davranışların” etkisini ve oluşumunu önlemenin en temel yolu, müşterek çocuğun her iki ebeveyni ile de doğrudan sık ve nitelikli temasını ve etkileşimini, “ortak velayet” yaklaşımı ile garanti altına almaktır. Bunun yolu ise, boşanma sürecinin çekişmeli ve rekabetçi değil, “arabuluculuk masasında” her iki ebeveynin de bir arabulucunun liderliğinde “anlaşmalı boşanma” müzakereleri yaparak, uzlaşarak ve anlaşarak ayrılması ile gerçekleşebilir.  Tompkins (1995) boşanma sürecinde, yasal süreçte, “mali-finans konuları” ile sahip olunan “malların bölüşümüne” daha çok enerji harcandığını belirtmektedir. Buna karşın, “çocukların velayeti” ve sağlıklı büyütülmesi ile boşanma sonrası “birlikte ebeveynlik” konularına yeterince odaklanılmamaktadır (Tompkins, 1995). Anlaşmalı boşanma sürecinin en temel konusu ne mal paylaşımı ne de nafaka paylaşımıdır. Esas konu, “müşterek çocuğun” büyüme sürecine her iki ebeveynin de sık ve nitelikli olarak nasıl katılacağına ilişkin uzlaşmadır. Bu uzlaşma ise, ancak “ortak velayet” kararı ve “birlikte ebeveynlik” yapabilmek için “ebeveynlik planları” ile gerçekleştirilebilir ve yapılandırılabilir.

 “Ebeveynlik planı”, boşanma sürecinde, özellikle “velayet ve ebeveyn ziyaretlerine” ilişkin sorunların çözümünde ve “birlikte ebeveynliğin” kolaylaştırılmasında kullanılabilecek önemli bir araç olarak görülmektedir. Ebeveynlik planı, çocukların üstün yararına ve farklı gelişimsel evrelerden geçerken, gereksinimlerinin hangi ebeveyni tarafından, ne şekilde ve nerede karşılanacağına yönelik kararların, birlikte müzakere edilerek ve uzlaşılarak verilmesine yönelik bir çözüm aracı olarak sunulmaktadır (Sanders, 2007; Guinty, 2019). Ebeveynlik planları birçok ülkede boşanma hazırlığının standart bir işlemi haline gelmiştir. Aynı zamanda boşanma sonrası, “birlikte ebeveynlik” için ebeveynlerin kendi aralarında ya da bir arabulucunun liderliği ve yardımıyla geliştirilen resmi planlardır (Sanders, 2007). Boşanma sonrası, her iki ebeveynin de doğrudan işbirliğini ve dayanışmasını yapılandırmak için geliştirilen “ebeveynlik planı”, anne ve babaların ebeveyn sorumluluklarının düzenlendiği, ortak çocukların büyüme sürecinde, yaşamlarına ve iyi oluşlarına birlikte katkı vermeleri için somut düzenlemelerin yer aldığı, yazılı bir anlaşma metnidir (Peterson, 1999; Guinty, 2019). Müşterek çocukların büyüme sürecinde hem ebeveynlerin hem de ebeveynler üzerinden yakın akrabalarının sosyal desteği, “ebeveynlik planları” ile garanti altına alınır. Çocukların büyürken her iki ebeveyninden de gereksinim duyduğu, sevgi, koşulsuz kabul, aidiyet gibi psikolojik ihtiyaçları ile maddi gereksinimleri sadece tek bir ebeveyni tarafından değil, her iki ebeveyni tarafından da karşılandığı takdirde sağlıklı büyüyecektir. Bu nedenle çekişmeli velayet davalarının önüne geçilerek, boşanma sürecinin arabuluculuk masasında, uzlaşarak ve anlaşarak gerçekleştirilmesine diğer bir ifade ile “anlaşmalı boşanma” yapılmasına gereksinim vardır. Bu süreçte ebeveynler bir “arabulucunun” liderliğinde, birlikte müzakere ederek “ebeveynlik planları” geliştirecekleri için her iki ebeveyn de müşterek çocuklarının yaşamlarında sık ve nitelikli olarak katılım gösterecektir. Bu süreç hem ebeveynler arası uzlaşmayı sağlayacak hem de ebeveynlerden birisinin ortak çocuk ile ittifak oluşturarak, diğer ebeveyni dışlamaya dönük ayrımcı ve önyargılı davranışlarının önünü kapayacaktır.   

Yasalar “ebeveynlik planları” üzerinden, “birlikte ebeveynliği” teşvik eden “ortak velayet” yaklaşımlarını benimser ve teşvik ettiği takdirde; tek bir ebeveynin velayeti tamamen üstüne alıp birincil ebeveyn yapılmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkan “gücün kötüye” kullanılması durumunu, doğrudan sınırlandırdığı için ebeveyne yabancılaşmanın ortaya çıkmasına karşı da potansiyel olarak bir tampon görevi görür (Harman, Kruk ve  Hines, 2018). Ortak velayet ve “ebeveynlik planları” üzerinden kurulacak, “birlikte ebeveynlik” süreci, her iki ebeveynin de müşterek çocuklarının yaşamına doğrudan sık ve nitelikli olarak dahil olmasını sağlayacağı için, ebeveynlerden birisinin diğer ebeveyne karşı ve onun aleyhine, müşterek çocukla ittifak kurmasını önleyecektir. Böylece ebeveynlerin, müşterek çocuklarını, diğer ebeveyne yönelik olumsuz ve yıkıcı yönde etkilemeye, manipüle etmeye, algılarını ve düşüncelerini belirlemeye yönelik olumsuz davranışları, karşılık bulmayacaktır.

Ebeveynlik planında, müşterek çocuğun hangi ebeveyni ile yaşayacağı ve diğer ebeveynini ile ne kadar zaman geçireceği belirlenmelidir. Çocuğun her iki ebeveyni ile doğrudan olumlu temas kurması, etkileşime geçmesi ve her iki ebeveynin de bakım vermesi garanti altına alınmalıdır. Her iki ebeveynin de müşterek çocukları ile sık ve nitelikli olumlu zaman geçirmesi sağlanmalıdır. Bu süreçte tatiller, aile üyelerinin doğum günleri ve özel günler gibi durumlarda çocukların kiminle ne kadar zaman geçireceği belirlenmelidir. Müşterek çocuk hakkındaki kararlara her iki ebeveynin de mümkünse katılımı ve sorumluluğu hukuken gerçekleştirilmelidir. Çocukların eğitimi, sağlık bakımı ve inanç eğitimi gibi önemli kararların nasıl verileceği belirlenmelidir. Acil durumlarda her iki ebeveyn de çocuğun sağlığı ve güvenliği gibi konularda kararlara birlikte katılımı vurgulanmalıdır (https://www.washingtondivorceonline.com). Ebeveynlik planları geliştirilirken, çocukların gelişimsel özelliklerine ve gereksinimlerine uygun olmalıdır. Plan “ebeveyn” merkezli değil, “çocuk” merkezli olmalı ve çocukların yıllar içindeki gelişimsel değişimleri dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

Sonuç olarak, “ebeveyne yabancılaştırıcı davranışları” önlemede boşanma sonrası her iki ebeveyni de kapsayan “katı ziyaret programlarının oluşturulması” ve “velayet veya ikamet düzenlemeleri” oldukça önemlidir (Templer, Matthewson, Haines ve Cox, 2017). Çocuğun kiminle ne kadar kalacağı ve yanında kalmadığı ebeveynini ne sıklıkla ziyaret edip kaliteli zaman geçireceği, temas edeceği ve etkileşime gireceği “ebeveynlik planları” üzerinden belirlenmelidir. Böylece çocuğun büyüme sürecine, her iki ebeveynin de nitelikli ve sık olarak katılımı garanti edilmiş olunacağı için bir ebeveynin müşterek çocuk ile ittifak kurarak, diğer ebeveyne yönelik “yabancılaştırıcı davranışları” göstermesinin önü de kesilmiş olacaktır.  

Kaynakça

Baker, A. J., & Chambers, J. (2011). Adult recall of childhood exposure to parental conflict: Unpacking the black box of parental alienation. Journal of Divorce & Remarriage, 52(1), 55-76. DOI: 10.1080/10502556.2011.534396

Baker, A. J., & Darnall, D. (2006). Behaviors and strategies employed in parental alienation: A survey of parental experiences. Journal of Divorce & Remarriage, 45(1-2), 97-124. doi:10.1300/J087v45n01_06

Bastaits, K., & Pasteels, I. (2019). Is joint physical custody in the best interests of the child? Parent–child relationships and custodial arrangements. Journal of Social and Personal Relationships, 36(11-12), 3752-3772. DOI: 10.1177/0265407519838071

Baude, A., Drapeau, S., Lachance, V., & Ivers, H. (2019). Adjustment of children in joint custody and associated variables: A systematic review. Journal of child custody, 16(4), 313-338. DOI: 10.1080/15379418.2019.1691106

Baude, A., Pearson, J., & Drapeau, S. (2016). Child adjustment in joint physical custody versus sole custody: A meta-analytic review. Journal of Divorce and Remarriage, 57(5), 338–360. http://dx.doi.org/10.1080/10502556.2016.1185203

Ben-Ami, N., & Baker, A. J. L. (2012). The long-term correlates of childhood exposure to parental alienation on adult self-sufficiency and well-being. The American Journal of Family Therapy, 40(2), 169–183. https://doi.org/10.1080/01926187.2011.601206.

Bernet, W. (2020a). Parental alienation terminology and definitions. Parental alienation-Science and Law (s. 547-554). İçinde. Charles C Thomas, Publisher, Limited.

Bernet, W. (2020b). Introduction to parental alienation. Parental alienation-Science and Law (s. 5-43). İçinde. Charles C Thomas, Publisher, Limited.

Bernet, W., & Greenhill, L. (2022). The five-factor model for the diagnosis of parental alienation. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 61(5), 591-594. DOI: 10.1016/j.jaac.2021.11.026

Bernet, W., Baker, A. J. L. & Adkins, K. L. (2022). Definitions and terminology regarding child alignments, estrangement, and alienation: A survey of custody evaluators. Journal of forensic sciences, 67(1), 279-288. DOI: 10.1111/1556-4029.14868

Darnall, D. (2008). Divorce casualties: understanding parental alienation (2nd edit.). Taylor Trade Publications.

Gardner, R. A. (2002). Parental Alienation Syndrome vs. Parental Alienation: Which Diagnosis Should Evaluators Use in Child-Custody Disputes?, The American Journal of Family Therapy, 30(2), 93-115. http://dx.doi.org/10.1080/019261802753573821

Guinty, K. (2019). Addressing the consequences of addiction in developing parenting plans. Journal of the American Academy of Matrimonial Lawyers, 32(1), 215-232.

Harman, J. J., Bernet, W., & Harman, J. (2019). Parental alienation: The blossoming of a field of study. Current directions in psychological science, 28(2), 212-217. DOI: 10.1177/0963721419827271

Harman, J. J., Biringen, Z., Ratajack, E. M., Outland, P. L., & Kraus, A. (2016). Parents behaving badly: Gender biases in the perception of parental alienating behaviors. Journal of Family Psychology, 30, 866–874. http://dx.doi.org/10.1037/fam0000232

Harman, J. J., Kruk, E., & Hines, D. (2018). Parental alienating behaviors: An unacknowledged form of family violence. Psychological Bulletin, 144(12), 1275–1299. https://doi.org/10.1037/bul0000175.

Harman, J. J., Lorandos, D., Biringen, Z., & Grubb, C. (2020). Gender differences in the use of parental alienating behaviors. Journal of Family Violence, 35(5), 459–469. https://doi.org/10.1007/s10896-019-00097-5.

Harris-Short, S. (2010) Resisting the march towards 50/50 shared residence: rights, welfare and equality in post-separation families. Journal of Social Welfare and Family Law, 32(3), 257-274, DOI: 10.1080/09649069.2010.520519

Kelly, J. B., & Johnston, J. R. (2001). The alienated child: A reformulation of parental alienation syndrome. Family court review, 39(3), 249-266.  

Miralles, P., Godoy, C., & Hidalgo, M. D. (2023). Long-term emotional consequences of parental alienation exposure in children of divorced parents: A systematic review. Current Psychology, 42, 12055-12069. https://doi.org/10.1007/s12144-021-02537-2

Paquelet, D. R., & Brown, K. S. (2022). Parental Alienating Behaviors in Noah Baumbach’s High-Conflict Divorce Films, the Squid and the Whale and Marriage Story: A Cinematherapy Tool for (Training) Mental Health Providers. Contemporary Family Therapy, 1-13. https://doi.org/10.1007/s10591-022-09656-3

Peterson, T. A. (1999). The State of Child Custody in Minnesota: Why Minnesota Should Enact the Parenting Plan Legislation. William Mitchell Law Review, 25(4), 1577-1617.

Sanders, J. (2007). Age appropriate parenting plans: Using child developmental information. American Journal of Family Law, 21(3), 67-74.

Smyth, B. M. (2017). Special issue on shared-time parenting after separation. Family Court Review, 55(4), 494–499. https://doi.org/10.1111/fcre.12299.

Steinbach, A. (2019). Children’s and parents’ well-being in joint physical custody: A literature review. Family Process, 58(2), 353–369. https://doi.org/10.1111/famp.12372

Steinbach, A., & Augustijn, L. (2022). Children’s well-being in sole and joint physical custody families. Journal of Family Psychology, 36(2), 301-311. https://doi.org/10.1037/fam0000875

Templer, K., Matthewson, M., Haines, J., & Cox, G. (2017). Recommendations for best practice in response to parental alienation: Findings from a systematic review. Journal of Family Therapy, 39(1), 103-122. doi: 10.1111/1467-6427.12137

Tompkins, R. (1995). Parenting plans: A concept whose time has come. Family & Conciliation Courts Review, 33(3), 286–297. https://doi.org/10.1111/j.174-1617.1995.tb00371.x

TÜİK (2023). Evlenme ve boşanma istatistikleri (sayı: 49437). https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Evlenme-ve-Bo%C5%9Fanma-%C4%B0statistikleri-2022-49437&dil=1

Varnado, S. S. (2011). Inappropriate Parental Influence: A New App for Tort Law and Upgraded Relief for Alienated Parents. DePaul Law Review, 61(1), 113-164.

Verrocchio, M. C., Marchetti, D., Carrozzino, D., Compare, A., & Fulcheri, M. (2019). Depression and quality of life in adults perceiving exposure to parental alienation behaviors. Healthy and Quality of Life Outcomes, 17(14), 1–9. https://doi.org/10.1186/s12955-019-1080-6.

Waldron, K. H. & Joanis, D. E. (1996). Understanding and Collaboratively Treating Parental Alienation Syndrome. American Journal of Family Law, 10, 121-133.

Warshak, R. (2015). Parental alienation: Overview, management, intervention, and practice tips. Journal of the American Academy of Matrimonial Lawyers, 28, 181-248.

İletişim: Abbas TÜRNÜKLÜ;Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü, Uygulamalı Psikoloji Anabilim Dalı, Tınaztepe Yerleşkesi, Buca, İzmir. E-posta: abbas.turnuklu@deu.edu.tr